15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir İstanbul Masalı'nda

Yazın insanlar yazlığına giderken, havuzunda tatil köyünde boy boy poz verirken sen iş dünyana sıkışıp kalmışsan, haftasonu yaklaşırken şehirden imdattt deyip kaçma potansiyelin tavan yapmıştır. İşte böyle bir psikolojiyle ve yaklaşan günün anlam ve önemiyle yaşayacaksak bir İstanbul Masalı yaşayalım dedim ve düştük Ağva yollarına.

Ağva
Kabataş'tan motorla Üsküdar'a varmanız on dakikayı geçmedi. Daha denizi seyretmeye doyamamıştım. Otobüs saatini beklerken sahildeki çay bahçesinde İstanbul manzaralı kahvaltımızı ettik. 3,5 saatlik otobüs hengamesinden sonra Ağva'ya varabildik. Aslında, "yollarda olup, uzaklaşmak istiyorum, gidelim gidelim yolun götürdüğü yerlere" diyenler için ideal bir yolculuk. Virajlarda sonunun gelmeyeceğini hissediyorsunuz.

Göksu Deresi
Otobüsün son durağı olan Ağva çarşıda indikten sonra eğer konaklama yeriniz Göksu Deresi kenarında bulunuyorsa biraz tabanlara kuvvet yürüyüşünüz başlamış demektir. Yine de gözünüz korkmasın yarım saat yürüyüşten kim ölmüş?

İlk kez geldiğimde Riverside Club'da kalmıştım. Verdikleri iyi hizmet, yemekleri, şömineli jazz barında şarabı, havuzu, havuzun etrafına konumlanmış bungalow odalarıyla nerede kalsak acaba diyenlere tavsiye ederim.  

Bu sefer bir yan komşu; Aqua Verde'yi tercih ettim bir de ben bakayım şu masala diye. Otel son derece karakteristik bir şekilde dekore edilmiş, kendinizi bir önceki yüzyıldan kalma bir çiftlik evindeymiş gibi hissediyorsunuz. Her yerde nostaljik bir obje görmeniz mümkün. Yönlendirmeler bile konsepte uygun taş veya tahta üzerine yapılmış. 

Aqua Verde
Odalar ferah ve yine iyi bir dekorasyona sahip. Kapalı ve aynı zamanda açık sayılabilecek havuzunda iki kulaç attıktan sonra kendinizi bahçedeki şezlonga veya tercihinize göre hamağa atabilirsiniz. Cumartesi akşamı canlı müziği yakılan kamp ateşinin etrafında oturup şarabınızı yudumlayarak dinlemenizi öneririm.
Aqua Verde
Gel gelelim yemekler ve servis konusuna... Lezzet olarak iyi ama içecekler -su bile- ekstraya giriyor. Cumartesi akşamı bile söylendiğinin aksine açık büfe sözkonusu değil ve ola ki ilk bir saat içinde yemeğe gitmemişseniz verilen fix menüde bile "Meze ve salatamız bitti ama size birşeyler ayarlarız" söylemleriyle karşılaşabiliyorsunuz. Zira servis son derece amatörce ve yavaş. Samimiyet ve iyi niyet biraz kurtarıyor. Yine de akşamların burada oldukça serin olması dolayısıyla yemeğiniz gelene kadar donabilirsiniz. Siz siz olun yaza aldanmadan üzerinize kalın birşeyler alın.


Genel olarak ortam o kadar güzel ki keyfinizin kaçması mümkün değil. Göksu Deresi'nde deniz bisikleti ile dolaşmak en iyi bronzlaşma metodu.

Nehir kenarında "Güneşleniyoruz lütfen rahatsız etmeyiniz!" diyen nehir sakinleri olan kaplumbağ aileleri görürseniz şaşırmayın.

Nehir sakinleri
Nehirde ilerlerken burası gerçek mi diye sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Hele ki hayat hikayenizin kahramanı Kupa Valenizde yanınızdaysa Harikalar Diyarı'nın Alice'si ben olsam gerek diyorsunuz.


Velhasıl-ı kelam herkesin bir kez olsun içinde bulunması gereken bir hikaye!