28 Temmuz 2011 Perşembe

Yaşlandığıma Kanaat Getirdiğim Festival ROCK'N COKE 2011

16 Temmuz'da iki deli aldık sırt çantalarımızı vardık Hezarfen Havaalanı'na. Çöl'den farksız, gölge bulmanın bir nimet olduğu bir alan. Aaa buarada ne var şurada ne var diye gezmeye niyetlenmemizin onuncu dakikasında ilk bulduğumuz üstü kapalı alana kendimizi attık. 5 dakika içinde bir buzlu kola, 1 lt su ve dondurma tükettik. Hiç durmadan birşeyler içsek kanılmayacak kavurucu bir sıcak vardı. Allahtan çok iyi düşünmüşler de bu gölgelik alanların üst kenarlarına 1-2 dk da bir su püskürten mekanizmalar yapmışlar. Sulanan çimler misali saatlarce öylece durduk. Festival alanından ve organizasyondan bahsedersek, oldukça iyi hazırlanmışlar, birçok detay düşünülmüş. Öncelikle servislerle rahat ulaşım, sıcağa karşı gölgelik böyle su püskürten serinleme alanları, minder dağıtan kamyonetler, insanların canının sıkılmaması için sürekli devam eden aktiviteler, sosyal medya lounge, dört sahnede eş zamanlı müzik grupları, bedensel engelliler için özel konser izleme platformu, alışveriş için verilen paracardlar, gırla yeme içme alanları, facebookta nerde olduğunuzu gösteren like me kioskları...

Bence en bombası da “Sen de Festivale yıldızlar gibi hazırlan” sloganıyla insanlara festival alanının pisliğinden ve sıcağından arınma imkanı veren Axe, Dove, Elidor, Rexona, Clear ve Signal'in ortak oluşturduğu “Backstage” alanlarıydı.Yüzünü yıkamanın bile lüks olduğu böyle bir festival alanında yüzlerce insana en ihtiyacı olan temel kişisel bakımı sunmak yapılabilecek en akıllı pazarlama aktivitesiydi hele ki yeni çıkardığınız bir ürünü pazarla tanıştırmak için. Saç yıkama sevdasına güneş altında 1 saat bekledik. Yoksa festivalin duş alanlarında bunu katlayan en az 500m'lik kuyruklarda heba olacak, duşlar açıkta olduğu ve yanımıza mayo, bikini vs. de olmadığı için şov yaparak serinlemeyi göze alacaktık. Backstage'de saçlarım, elim, yüzüm sokak çocuğu modumdan çıktıktan sonra bir de hazırladıkları kozmetik temizlik seti kitini takıp koluma müziğe kaldığım yerden daldım.

Kurban, Duman, Motörhead, Limp Bizkit...Yorgun düşene kadar, vay benim giden gençliğim sayıklamalarım eşliğinde içip eğlendik. 

1m2'lik çadıra sığışmış, kundaklanmış bebek misali devinimsiz uyuma faslındayken, sabahın 7:00'si olmasına rağmen güneşin çadırda yarattığı sera etkisiyle buharlaşmaya ramak kala uyandık. Bari serinleyelim derken, koca kamp alanını dolaşan 1-2 km'yi bulmuş duş kuyruğunu görünce sadece gülümseyerek yanından geçip gittik. Ayrıca WC'lerin korkunç manzara ve kokusuna bir kez daha teşrif etmemek için iki gündür sıvı tüketimini asgari yaşam seviyesine çekmişken içimden tek geçen koşarak eve gitmekti. Survivor bile burdaki şartlara kıyasla beş yıldızlı otel konforu sayılır. İnsanlar buaraya gelmeden önce bulaşıcı hastalıklara karşı aşılansa yeridir.

Organizasyon süper keyifli hakkını vermek lazım. Ama şimdiki aklım olsa 2 gün orada yaşamak yerine, akşam üzeri arabaya atlar gelir, müziğimi toz toprağa bulanmamışken keyifle dinler sonra evime giderdim. Artık bu hayat dersiyle seneye inşallah...

Asla olmazsa olmazlar
  • Şapka (Kafa derinizin haşlanmaması için)
  • Güneş Gözlüğü (Sıcaktan şişen gözlerinizle japon balığı gibi bakmamanız için)
  • Güneş Kremi, Hematen, Bepanthene (Istakoz gibi kızarmamanız mümkün değil hiç değilse daha az acılı olsun)
  • Açık renk ve tiril tiril kıyafetler (Rock konseri siyahları çekeyim diyenler sakın ha! Bizim bildiğimiz rock kültürü değişmiş. Toz pembeler eşliğinde pelüşlarını uçuran şeker kız candylerden ayrı düşersiniz.)
  • Bikini, mayo, şort... (Duşlar açık ve kuyrukta bekleyen 200-300 kişinin de sizi izlediği düşünülürse yıkanmanız için elzem. Zira hava da bayıcı, havadar havadar gezmek için)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.